20 Bin Öğretmen Ataması Yeterli Değildir

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Genel Başkan Yardımcısı Seyit Ali Kaplan ile birlikte Konya 2 No’lu Şube’nin düzenlediği toplantıya katıldı. Toplantıda Konya 2 No’lu Şube Başkanı Veli Doğrul ve şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri ile üyelerimiz hazır bulundu.

Hem sınır içerisinde hem de sınır ötesinde tek bir terörist unsur kalmayıncaya dek devletimizin bu mücadelesi sürmelidir.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Talip Geylan, sendikamızın terörle mücadelede devletimizin yanında olduğunu söyledi. Geylan şunları kaydetti: “Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen sadece bir sendika değildir. Aynı zamanda bir sivil toplum kuruluşudur.  Ülkemizde belki de yüzlerce sivil toplum kuruluşu var.  Bizi onlardan ayıran ismimizin önündeki milli sıfatımızdır.  Türk Eğitim-Sen her koşulda milletimizin yanında, amasız, lakinsiz, şüphesiz devletimizin yanında saf tutan milli bir sivil toplum kuruluşudur.  Bu anlamda Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen kurulduğu günden bugüne terörle mücadelede devletimizin destekçisi, milletimizin hamisi olmuştur.  Bilindiği gibi ülkemiz 40 yıldır terör ile mücadele vermektedir.  Özellikle son iki yılda da yoğunlaştırılmış bir şekilde bu mücadele devam etmektedir. Allah ordumuza, polisimize güç versin. Biz inanıyoruz ki,  devletimiz bu melaneti bertaraf edecek güç ve kudrettedir.  Bakınız sadece sınırlarımız içerisinde değil,  sınır ötesinde de bölücü ihanet ile daha doğrusu bölücü ihaneti maşa olarak kullanan küresel egemen güçler ile boğuşuyoruz.  Bilindiği gibi Fırat Kalkanı Harekatı ve halen devam etmekte olan Zeytin Dalı Harekatı ile devletimiz sınır ötesinde de bölücü çeteler ile kesif bir mücadele içerisindedir.  Tekrar ifade ediyoruz: Hem sınır içerisinde hem de sınır ötesinde tek bir terörist unsur kalmayıncaya dek devletimizin bu mücadelesi sürmelidir.”

Sözleşmeli ve mülakatlı istihdam modeli ivedilikle uygulamadan kaldırılmalıdır.

Türk Eğitim-Sen’in sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımına karşı olduğunu söyleyen Geylan, öğretmen istihdamının sadece kadrolu ve KPSS puan üstünlüğüne göre yapılması gerektiğini bildirdi. Geylan, “Sözleşmeli ve mülakatlı istihdam modeli ivedilikle uygulamadan kaldırılmalıdır. Bununla ilgili yargı sürecini başlatmış bulunmaktayız. Temennimiz yargının talebimiz doğrultusunda karar vermesi ve bu beladan kökten kurtulmamızdır” dedi.

20 bin atama yeterli değildir. Ek atama yapılması, hem öğretmen açığımızı giderecek hem de 2017 yılında KPSS’ye girerek başarılı olmuş öğretmenlerimizin mağduriyetlerini bir nebze de olsa azaltacaktır.

20 bin öğretmen ataması hakkında da açıklama yapan Geylan, bu atama sayısının yeterli olmadığını ifade etti. Ülkemizde 63 bin 656 ücretli öğretmen çalıştırıldığını söyleyen Geylan, “63 bin ücretli öğretmen istihdamı, ‘Milli Eğitim Bakanlığı yeterli sayıda öğretmen ataması yapmadığı için, ilçe milli eğitim müdürlükleri dersler boş geçmesin diye ek ders ücreti karşılığında geçici öğretmen çalıştırıyor’ demektir. Norm kadro açığını bir kenara bırakıyorum, şu an ülkemizde acilen en az 63 bin 656 öğretmen ataması yapılması gerekmektedir. Bu acı gerçek gün gibi ortada dururken, 2018 yılında sadece 20 bin öğretmen ataması yapmak, dostlar alışverişte görsün anlamına gelmektedir. Konya’dan Milli Eğitim Bakanlığı’na bir kez daha sesleniyorum;  2018 yılı içerisinde en az ücretli öğretmen sayısı kadar atama yapılması gerekir. 2017 yılında KPSS’ye giren başarılı öğretmenlerimiz 2018 yılında sadece 20 bin öğretmen ataması yapılması durumunda mağdur olacaklardır. Dolayısıyla ek atama yapılması, hem öğretmen açığımızı giderecek hem de 2017 yılında KPSS’ye girerek başarılı olmuş öğretmenlerimizin mağduriyetlerini bir nebze de olsa azaltacaktır.”

24 Haziran seçimlerine giderken, tüm sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi için kamu çalışanlarının imza kampanyamıza destek vermesini bekliyoruz.

Genel Başkan, Türk Eğitim-Sen’in 24 Haziran Genel Seçimleri öncesinde Hükümetin tüm sözleşmeli çalışanları kadroya alması için imza kampanyası başlattığını hatırlatarak, “Sendikamızın talebi 4/B’li çalışanların kadroya alınmasıdır. Türk Eğitim-Sen olarak bu konuda bir imza kampanyası başlattık. Tüm kamu çalışanları  Başbakanlığa göndereceğimiz dilekçeyi imzalayarak, kampanyamıza destek olmalıdır. Sözleşmelilik garabetine dur diyemezsek, sonraki adımlar mevcut kazanımların kaybedilmesine neden olabilir. 24 Haziran seçimlerine giderken, sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi için meslektaşlarımızın imza kampanyamıza destek vermesini bekliyoruz. Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların bir defaya mahsus olmak üzere genel idari hizmetler sınıfına alınması izin dilekçe kampanyası gerçekleştirmiştik. 11 bini aşkın dilekçeyi Başbakanlığa gönderdik. Bu konuda da iktidardan ve tüm siyasi partilerden adım bekliyoruz” dedi.

Bizler gibi Müslümanlara haram olan tutum ve davranışlar, bunlar gibi imtiyazlı Müslümanlara mubah demek ki! 

Yönetici mülakat sürecine değinen Geylan, “Yönetici atama mülakatları bazı illerimizde tamamlandı. Mülakat süreci 3 Mayıs’a kadar devam edecek. Bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda yönetici atama mülakatlarında çok büyük adaletsizlikler ve haksızlıklar yaşandı. Hatırlarsanız 2016 yılında İstanbul’da milli eğitim müdürlüğü 9 ayrı komisyon kurdu. 9 komisyonun 100 tam puan verdiği 86 kişi vardı. Bunların 81’i bir sendikanın üyesi idi. 90 ve üzeri puan alan 214 kişinin de 199’u yine bir sendikanın üyesi idi. Bu fotoğrafın iki anlamı vardır. Ya İstanbul’daki en yetenekli, en donanımlı yönetici adaylarının tamamı bir sendikada toplanmış ya da İstanbul İl Mili Eğitim Müdürlüğü’nün oluşturduğu bu komisyonlarda çekirdek çitler gibi kul hakkı yenilmiş” dedi.

Kul hakkının dinimizde çok önemli bir yeri olduğunu belirten Geylan, “İnanıyoruz ki tövbe kapısı her zaman açıktır. Ne kadar günah işlersen işle affedilir, tek bir husus hariç o da kul hakkıdır. Yaratıcımız kul hakkı konusunda affetme yetkisini kendinde dahi görmezken, bunlar bu yetkiyi nereden alıyor? Ya bizim inancımız farklı ya da bunların inandıkları farklı. Bizler gibi Müslümanlara haram olan tutum ve davranışlar, bunlar gibi imtiyazlı Müslümanlara mubah demek ki!  Bu nasıl bir anlayıştır. Allah bunları ıslah etsin” diye konuştu.

Şayet geçtiğimiz yıl yaşanan haksızlıklar, adaletsizlikler bu yıl da yaşanacak olur ise,  bunun sorumluluğu Milli Eğitim Bakanlığı’nın en tepesinde oturan Sayın Bakan başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatını yöneten üst düzey bürokratlarındır.”

Genel Başkan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yönetici mülakatları başladığında, bütün imkânlarımızı kullanarak, geçtiğimiz yıllarda yaşanan rezilliklerin bu yıl da yaşanmaması için kamuoyu oluşturmaya çalıştık. Bakanlık bürokratlarının samimiyetlerine inanıyorum ama onlar taşraya hakim değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın taşra teşkilatının önemli bir kısmı çetevari yapılanmalarla maalesef işgal etmiş durumdadır. Bakanlık, taşrayı yönetemiyor. Oysa daha önce de benzer durumlar yaşadık. Tüm bunlardan ders çıkarmak gerekir. Şayet geçtiğimiz yıl yaşanan haksızlıklar, adaletsizlikler bu yıl da yaşanacak olur ise,  bunun sorumluluğu Milli Eğitim Bakanlığı’nın en tepesinde oturan Sayın Bakan başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatını yöneten üst düzey bürokratlarındır.”

Eğer öğrenci öğretmenini sevmiş ise, onun gözünde o öğretmenin performansı 100’dür.  Ya da dersten kırık not almış ise,  isterse Konya’nın en kâmil öğretmeni olsun, performansı o öğrencinin gözünde sıfırdır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu garabetten geri adım atmasını bekliyoruz.

Performans değerlendirmesine karşı olduklarını da söyleyen Geylan, öğretmenleri okul yöneticilerinin, zümre öğretmenleri ve diğer öğretmenlerin, öğrenci ve velilerin değerlendirmesinin sakıncalarına değindi. Okul yöneticilerinin büyük kısmının torpille iş başına getirildiğini hatırlatan Geylan, okul yöneticilerinin siyasi, sendikal, ideolojik saiklerle konuya yaklaşacağını ve öğretmenlere objektif puanlar veremeyeceklerini ifade etti. Öğretmenleri zümre öğretmenleri ve diğer öğretmenlerin değerlendirmesi nedeniyle okullarda çalışma barışının bozulacağına vurgu yapan Geylan, okula bir kez dahi uğramayan, öğretmenlerin ismini bilmeyen, öğretmenin performansını gözlemlemeyen velilerin öğretmenleri değerlendirmesinin mümkün olamayacağını söyledi. Geçtiğimiz Ekim ayında 12 pilot ilde çalışma başlatıldığını ancak öğrencilerin hakaret içeren paylaşımlarının ardından sistemin iki gün içinde kapatıldığını kaydeden Geylan, öğrencinin öğretmeni değerlendirmesinin psikolojik şiddet aracı olarak kullanılabileceğine ve tehlikeli olabileceğine dikkat çekti. Geylan, “Öğretmen öğrenci için rol modeldir. Öğrencinin öğretmene karşı duygusal yönelimi, öğrencinin öğretmen hakkındaki kanaatini doğrudan belirler.  Eğer öğrenci öğretmenini sevmiş ise, onun gözünde o öğretmenin performansı 100’dür.  Ya da dersten kırık not almış ise,  isterse Konya’nın en kâmil öğretmeni olsun, performansı o öğrencinin gözünde sıfırdır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu garabetten geri adım atmasını bekliyoruz” dedi.

Taslakta 4 yılda bir mesleki yeterlilik sınavı getirilmesini de eleştiren Geylan, “Mesleki yeterlilik sınavını topyekün reddediyoruz. Öğretmenlerin başarısı sadece bilgi ile ölçülemez.  Öğretmenin bilgisini aktarması çok önemlidir. Bu da tecrübe gerektirir.  Her zaman şu örneği veriyorum: Tıp fakültesinde okuyan bir öğrenci 6 yıl sonra TUS’a girer, bir alanda uzmanlaşır, yıllar içerisinde kendisini geliştirir, dünya çapında bir doktor olur. Dünya çapında uzmanlaşmış bir doktor 20 yıl sonra yeniden TUS’a girerse, aynı puanı alabilir mi? Dolayısıyla öğretmenlerimizin mesleki yeterliliğini 4 yılda bir yapılacak yazılı sınav ile ölçmemiz mümkün değildir” dedi.

Toplu sözleşme masasında Hükümetin masaya getirdiği tekliflerden daha az oranlara imza atan bir sendikanın üye sayısı 1 milyon dayandı ve bunun ceremesini tüm kamu çalışanları çekiyor.

15 Mayıs itibariyle yetkili sendikaların belirleneceğini vurgulayan Geylan, “15 Mayıs’ta tabiri caiz ise tekrar hasat yapacağız. 14 Mayıs mesai bitimine kadar bir üye daha nasıl kazanırız, bunun gayretinde olalım. Emin olun ki, bu ülkenin bize ihtiyacı var. Biz etkili bir sendikayız, yetkili de olmalıyız. Çünkü; kamu çalışanlarının en temel kazanımlarının riske girdiği dönemlerde dahi, siyasal iktidarın yanında saf tutan, toplu sözleşme masasında Hükümetin masaya getirdiği tekliflerden daha az oranlara imza atan bir sendikanın üye sayısı 1 milyona dayandı ve bunun ceremesini tüm kamu çalışanları çekiyor. Malum sendika yetkiyi hak etmiyor. Bu ülkede rakiplerimiz dahi, ‘Evet, bu işi siz iyi yapıyorsunuz’ diyorlar. Adam gibi sendikacılığı Türk Eğitim-Sen, Türkiye Kamu-Sen yapıyor. Dolayısıyla 15 Mayıs’a kadar biraz daha gayret edelim” dedi.

Düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz